”Sen de tüm diğerleri gibiydin, genç arkadaş! Sen kendin düşünmeden, elbiselerin gibi, görüşlerinde hazır alınmaydı. Davranışların toplumsal beğeni tarafından biçimlendiriliyordu.Ben, benim ve kendi beğenilerimi insanların bağlaşık yargılarına tabi kılmayacağım. İnsanların çoğunluğu bir şeyden hoşlanıyor ya da hoşlandığına inandırılıyor diye, benim de o şeyden hoşlanıyor taklidi yapmam için dünyada hiçbir neden yok.

Anonim:
zeruya güzelim işim gücüm değil ama merak işte belki soruya cevap vermeyeceksin belkide sanane diyeceksin yada delimisin dersin bişiler diyeceksin kesin bu geri az çok tabiatını çözdüm aniden parlayan bişisin ama yinede soracağım merak soruya gelince...tüm bu yazdıkların serzenişlerin kime? sevdiğinmi var kuzum varsa kim neci neyin nesi kimin nesi?

Sevdiğim yok sevgili arkadaşım,ama sevdalıyım şiire,duyguya,edebiyata…

Ama hiç dokunmadan geçiyorlar,birbirleri için yaradılmışlar…

"sen birinci hamura basılmış dokuz punto beyaz karaktersin.
alınyazımsın, daha doğrusu alınyazımın tek okunaklı yerisin.”

Bütün acılara karşın
hayat 
içimize bir nota bırakır ya 
en bitik günümüzde…

masumcetin:

"Her sabah uyandığımda hayata karışmak için özel bir çaba sarfediyorum. Yüzüme taktığım maske mi gerçek, yoksa altında saklı olan ve benim “ben” demekten çekinmediğim varlık mı? Her şey sahte, gerçekten nasıl güldüğümü bile hatırlamıyorum. Yüzüm, gülüşüm, bakışlarım önceden tasarlanmış, dış dünyadan korunmak için bir kabuk gibi kullanıyorum onları. Sesime bile dayanmam mümkün değil, var olmak istiyorum ama varlığımın bedenimde bir basamak daha yükselemeyeceğini, öne çıkamayacağını biliyorum. Kendimi gerçekleştirmek yerine “gerçekmişim gibi” davranarak devam edemem. 
En iyisi susmak ve dinlemek, belki gerçekten dinlemeyi başarabilirsem –insanların asla yapmadığı gibi- başkalarının maskesini düşürebilirim, bir an bile olsa samimiyet ve masumiyet görmek için maskemin dilini kesebilirim. Sustum artık, sadece dinliyorum, başkasını canlandırmaktan vazgeçtim, bana önce kendinizi, sonra da beni verin..” 

Ingmar Bergman, Persona
Fotoğraf: 
Bibi Andersson, Liv Ullmann ve Ingmar Bergman

İyi ki doğdun, sinemanın kare ası iyi ki doğdun Bergman. Sinema seninle daha güzel. Daha anlamlı. Daha sağlam. (14 Temmuz 1918, İsveç)

Timestamp: 1405806195

masumcetin:

"Her sabah uyandığımda hayata karışmak için özel bir çaba sarfediyorum. Yüzüme taktığım maske mi gerçek, yoksa altında saklı olan ve benim “ben” demekten çekinmediğim varlık mı? Her şey sahte, gerçekten nasıl güldüğümü bile hatırlamıyorum. Yüzüm, gülüşüm, bakışlarım önceden tasarlanmış, dış dünyadan korunmak için bir kabuk gibi kullanıyorum onları. Sesime bile dayanmam mümkün değil, var olmak istiyorum ama varlığımın bedenimde bir basamak daha yükselemeyeceğini, öne çıkamayacağını biliyorum. Kendimi gerçekleştirmek yerine “gerçekmişim gibi” davranarak devam edemem. 
En iyisi susmak ve dinlemek, belki gerçekten dinlemeyi başarabilirsem –insanların asla yapmadığı gibi- başkalarının maskesini düşürebilirim, bir an bile olsa samimiyet ve masumiyet görmek için maskemin dilini kesebilirim. Sustum artık, sadece dinliyorum, başkasını canlandırmaktan vazgeçtim, bana önce kendinizi, sonra da beni verin..” 

Ingmar Bergman, Persona
Fotoğraf: 
Bibi Andersson, Liv Ullmann ve Ingmar Bergman

İyi ki doğdun, sinemanın kare ası iyi ki doğdun Bergman. Sinema seninle daha güzel. Daha anlamlı. Daha sağlam. (14 Temmuz 1918, İsveç)

“ne varsa bırakıp git, ey düşünce!

Acılarımızdan başka bir şey olmasın hamurunda.
Bütünüyle tercüman ol bize!”

“TEK KELİME SÖYLEMEYİN, SİZ KELİMELER!”

Bir ölüyüm ben, dolaşıp duran 
artık hiçbir yerde kaydım yok 
bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde 
sayı fazlasıyım altın kentlerde 
ve yeşeren taşra yörelerinde 

Vazgeçilmişim çoktan 
ve hiçbir şeyle anımsanmamışım.

Yalnızca rüzgarla ve zamanla ve sesle 
ben insanlar arasında yaşayamayan…

“Başarılı bir fahişe, zavallı bir azizeden daha iyiydi. Bütün kadınlar, yalanların, dolanların kurbanıydı. Erkekler kadınları aldatır, aldandıkları için de onları cezalandırır; aşağılar, bu kadar düştükleri için cezalandırır; evlenmeye zorlar, sonra da ömür boyu hizmetçiliğe, küfürlere ya da dayağa mahkûm ederlerdi.

En az aldatılan kadının fahişe olduğunu kavramıştım artık. Evliliğin kadınların en zalim şekilde acı çekmesine dayalı bir sistem olduğunu anlamıştım.”

Timestamp: 1405714312

O en güzel sözleri,zaman geçtiğinde kafanda eşleştiremediğin insana söylediğinde,

yabancılaştığında ve herkes gibi olduğunda,

işte bunu anladığın zamanlarda buz keser yüreğin,

Kendini bile sevmeye gücün kalmaz…

Kelimelerin utandığı zamanlar…

Anonim:
Zeka gösterileriyle bir kadını elde edebileceğini sanmak kadar budalaca bir şey yoktur bu konularda zeka güzellikle yarışamaz çünkü güzelliğin cinsel heyecan uyandırmasına karşılık, zeka böyle bir şey yapamaz bu yüzdendir kitap başına düşüşen adam sayısı,

Yazdıklarının yaptığım paylaşımla pek alakası yok,genel olarakta pek doğru saptamalar olmadığını söyleyebilirim…

Güzellik ve zekayı karşılaştırmışsın,sonra bir kadının bunlara bakışından bahsetmişsin,yani karışık birşeyler söylemişsin,ben anlatmak istediğini az buçuk anladım ve yanıldığını düşünüyorum.

Güzellik cinsellik çağrıştırdığı için baştan çıkarmak konusunda zekaya göre daha geçerlidir diyorsun ki ben tam tersini düşünüyorum…

sevgiler…